Toz Pempe Lenslerim
Bazen düşünüyorum da ben insanları tanıyamıyorum. Biri geçip karşıma o insan hakkında kötü ne varsa sayıyor. Gözümü siyaha boyuyor. Ben ise sadece şaşırıyorum. Biri bana söyleyene kadar o kişiyle ilgili olumsuz hiçbir şeyi görmüyorum. Ya da görmek istemiyorum. Aslında tanıyamamaktan ziyade insanlara toz pembe lenslerimle bakıyorum. Siyahları görüp moralimi bozmak istemiyorum. Bazen inatla o insanı sevmeye devam etmek istiyorum. Bazen sadece görmezden gelmek istiyorum. İyi mi yapıyorum tartışılır.
Sonuçta bir kazık iki kazık derken karnımı afiyetle doyurduktan sonra toz pembe lenslerimi bir dakika çıkarıyorum ve dünyam kararıyor. Aman Allah’ım bu ne karanlık? Zifiri karanlıkta yolumu kaybedip serseri mayın gibi dolanıyorum. Derkenn bir bakmışım etraf gökkuşağı. Fuşyasından tut turkuazına kadar renk renk insan. Gözlerim gördüğü renklerle sarhoş oluyor.
Çoğumuz insanları etiketleyip bir de renk atıyor. Sonra ben siyahtan nefret ederim, yeşilin tonunu beğenmedim, ıy bu nasıl renk diye diye kendini bir renkte kısıtlıyor. Hatta bazen o rengin koyusuna açığına kadar ayrım yapıyor. Kardeş bu kadar seçerken yorulmadın mı? Manavdan meyve mi seçiyorsun?
Kabul bunu ben de yapıyorum. İşime gelmediği zamanlar insanları görmek istediğim gibi görüyorum. Kimsenin saf beyaz veya zifiri siyah olmadığını bile bile buna inanıyorum. Ama elimden geldiğince önyargıma darbe yapabilmek için fırsat kolluyorum. En azından toz pembe bakıp olumlu yönler arıyorum. Arada da lenslerimi çıkarıp gözlerim yorulana kadar etrafımdaki renk cümbüşünün tadını çıkarıyorum. Ha ilk başta bi’ karanlık oluyor ama korkma. Her karanlığın sonu ışıktır. O ışıkta çeşit çeşit renk seni bekliyor. Hayatında bir kez olsun seçmeden çevrene bak. O renkleri idrak et. Çeşitliliği algıla. Herkese tek renk atama. Siyah varsa beyaz da vardır. Mor varsa sarı da. Kırmızı varsa mavi de. Her renge hoşgörülü ol. Her rengi sev. Sev ki dünya daha güzel bir yer olsun. Rengarenk günler dilerim.
“İnsan sevmeli; bazen bir insanı, yahut da bir ağacı ya da kanadı kırık bir kuşu…
Zaten sevmezse insan, insan mı olur?”

Noktasından virgülüne kadar hayranlıkla okuduğum bir yazı. Zaten tanımlamanın kendisi sınırları çizdiği için her zaman bir şeyler eksik kalır. Dolayısıyla bir tanım, geride bıraktığı şeyin suçlusu ve içerisine aldığı şeyin de mahkumu olur. Son paragrafına özellikle bayıldım. Özellikle de şu kısma: "Hayatında bir kez olsun seçmeden çevrene bak. O renkleri idrak et. Çeşitliliği algıla. Herkese tek renk atama. "
YanıtlaSilEllerine ve yüreğine sağlık Fri. Umarım daha çok insan bunun farkın varır.
Ayrıca bloğunun bu temis ve ışık saçan görüntüsüne de bayıldım. Çok zevkli olmuş. Kıskandım desem yeridir. :) Çok rahat okunuyor ve daha da okutuyor kendini. Sana da çok yakışmış, güle güle kullan. :)
SilTanımı çok güzel açıklamışsın Roro-san. Yazıyı beğenmene de sevindim. Bir gece uykuya dalmak üzereyken aklıma gelen bir fikir üzerine o gecede yazıldı. Yayımlamak konusunda kararsızdım ama düşüncelerimi söylemekten kim alıkoyabilir ki beni. :) Umarım daha çok insana ulaşır ve biraz olsun farkındalık yaratır.
SilÇok teşekkür ederim. Rahat duramıyorum ben. İlla bir şeyleri değiştirmem gerek. Sanırım bir süre bu şekilde kullanacağım. ^^