Ayçiçeği


Zamanın izinde, dünyanın bir yerinde yaşadıklarımdan bahsedeceğim size. Ben bir çiftçinin kızıyım. Babamın ayçiçeği tarlası var. Kazancımız bizi geçindirmeye yetiyor. Asla maddiyata düşkün olmadım. Çok şey istemedim babamdan. Sadece ama sadece güneşe dokunmak istedim.

Köy okuluna gidebildiğim yıllarda eski birkaç astroloji kitabı okuma fırsatım olmuştu. Güneşle bilinçli tanışmam o zaman olmuştu. Her sabah ışığıyla uyandığım, yazın altında boncuk boncuk terlediğim, kışın sıcaklığını özlediğim güneşi tanıdıkça daha çok sevdim. Ona hayran oldum. İlahi bir varlık olmuştu benim için. Eskiden ışığıyla uyanırken artık ondan önce uyanıp ışıklarını izler olmuştum. Herkes güneşin batışını izlemeyi sever ama ben doğuşunu izlemeyi severdim. İşte böyle böyle güneşle dost olup tarlada dolaşırken onunla konuşur olmuştum. Hayatıma doğacak güneşle de yine ayçiçeklerinin arasında dostum güneşle konuşurken karşılaştım.

Ne zamandır köyde soylu bir ailenin buraya yerleşeceği konuşuluyordu. Haberler köylerde hep abartılır. Kulaktan kulağa geçerken çığ gibi büyür, başkalaşır. Bu da öyle haberlerdendi. Meşhur soylu aile yerleşmeye geldiğinde anladık. Meşhurlukları sadece bizim köyde geçerliydi. Soylu oluşları tartışmalıydı. O dönem ismini kaybeden aile çoktu. Aslında aile de değillerdi. Tek bir kişiydi.

İlk geldiği günden beri tam bir gizemdi. Beklentileri boşa çıkardığı gibi ortalarda çok görünmeyip kimseyle muhattap olmuyordu. Dışarıdaki her işini yanında getirdiği sayılı şeyden biri olan uşağı yapıyordu. Onu hepi topu iki üç kere görmüştük. O da uzaktan. Köye gelişinden bir ay sonra onu yakından görenlerin haberi dolaşmaya başladı. Ama herkes bir başka tarif ediyordu onu. Biri diyordu ki sarı saçlı, mavi gözlü. Diğeri iki metre boyu olduğunu söylüyordu. Bir başkası ise bodur ve esmer diyordu. Kimse söylediklerinden emin değildi.

Ben ise bunların hiçbiriyle ilgilenmedim. Oysa diğer kızlar belki denk geliriz diye her gün özenle giyinip saçlarını yapıyorlardı. Ben hala aynı bendim: dağınık siyah saçlar, ilgisiz gözler, donuk bir gülümseme, tarlada dolaşmaktan toza bulanmış ayakkabılarım, sürekli kiraz lekesi yaptığım elbisem. Bu halde Bay Gizem'in hizmetçisi bile olamazdım. Zaten Bay Gizem kimdi ki? Herkes gibi bir adam. Muhtemelen ailesi onu reddetmişti. O da ta buralara kadar kafa dinlemek için gelmişti. Ben de onun gibi sürekli kafamı dinlerdim. Tek dostum güneşti. Köydeki kızlar onlara uymadığım için beni dışlamışlardı. Büyükler ise deli falan olduğumu düşünüyordu. Gerçi akşama kadar ayçiçekleri arasında dolaşıp güneşle konuşan birine ne denir ki başka? Bay Gizem'in de bana ilk söylediği "Delilik salgın galiba. Bir akıllı seni buldum." idi.

Hiçbir tarife uymuyordu. Siyah saçları, neredeyse hiç güneş görmemişçesine beyazlıkta bir teni vardı. Gözleri sütlü kahve rengindeydi. Güneş vurduğu için ilk başta bal rengi zannettim. Üzerinde bir beyaz gömlek ve saçları gibi kömür karası bir pantolon vardı. Hala pantolon askısı kullanan varmış diye düşündüğümü hatırlıyorum. Giyimine tezat oluşturacak bir şekilde ayağında terlikler vardı. Belli ki rahatına düşkündü ve sakardı. Ayakları yara bere içindeydi. Ellerinde de soyuklar vardı. Bastonunun üzerinde kavuşturmuştu. Bastonu garip ama mermerdendi. Ya da mermer görünümündeydi. Mermer bir baston kullanacak güçte birine benzemiyordu. Görünüşü oldukça gençti ama gözlerinden yaşını anlıyordunuz. Oysa tek tel beyaz saçı, tek bir kırışıklığı yoktu. Ama gamzesi vardı. Bana gülümseyerek bakmıştı.

Yeni tanıştığınız bir insana soracağınız ilk soru yaşı olmaz değil mi? Ama Bay Gizem yeni tanıştığım biri değildi. İçimden bir ses onu kendimi bildim bileli tanıdığımı söylüyordu. Ve o da beni tanıyordu. Ben yaşını sorunca başını kaldırdı. Yüzünü bir ayçiçeği gibi güneşe döndü. Güneş batmaya başlamıştı. "Neden dostuna sormuyorsun?" Cevabı beni şaşırtmıştı. Ben de güneşe döndüm yüzümü.

Bay Gizem'le hiç konuşmadan dostum güneşin batışını izledik. Güneş son ışığını da alıp giderken yine arkasına bakmadı. Yarın nasıl olsa yine doğacaktı. Aynı tepeleri, düzlükleri yine görecekti. Ama güneş ertesi sabah doğmadı. İnsanlar dostumun kayboluşunu dert etmedi. Bay Gizem'i de bir daha gören olmadı. Herkes bir güzele gönlünü kaptırdığı için yollara düştüğünü söylüyordu. O gün "Hoşça kal Ayçiçeği." demişti.

Yorumlar

  1. Ya bir saniye bu böyle bitmemeliiiii. :D Sonunu okuduktan sonra boşluğa düştüm. Galiba tam olarak anlamadım ama bu tamamen benden kaynaklı bir şey. Hemen bir daha okuyacağım. Hehe...

    Seni buralarda görmek iyi geldi Fri. Ayrıca yazıların iyice olgunlaştı, farkında mısın?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Öyle mi dersin Roro? Umarım gerçekten olgunlaşmışımdır. Bir değişim hissediyorum ama iyi bir şeydir inşallah. :D Bana da buraları görmek iyi geldi ama beni bilirsin bir oradayım bir burada. ^^'

      Sil
  2. Sürpriz ve beklenmedik son bu olsa gerek, devamı var değil mi? Zira beklenen cevaplar oluşturdu zihnimizde. Güzeldi, emeğine sağlık.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ederim. Devamı elbette var ama sizin muhayyilenize bırakıyorum. ^^

      Sil
  3. harika bir hikaye okumaya doyamadım...

    YanıtlaSil

Yorum Gönder