İnceldiğim Yerden Kopacaktım ki...
Biri beni hayata bağladı.
Karanlıktaydım. Buraları da ötelerde bırakmıştım. Tekdüze bir hayatın çemberine dönüp duran bilyeydim. Cam bir bilye. Kırılmaya çok müsait, çatlaklı, belki de kırılmak için çabalayan, kırılmak isteyen.
Önce tekdüzeliğim bozulur gibi oldu. Hafif sarsıntılar hissettim. Başımı kaldırıp baksam da çok durmadım üzerinde. O da durmazdı zaten. Bu çembere adım atılacak kadar değerli değildim. O kadar uzun zamandır oradaydım ki artık çemberin bir parçasıydım. Görünmezdim. Eriyip gitmiştim.
Tekdüzeliğimi bozmaya çalışan geri çekilmişti. Bir süre görmedim onu. Sonra yanımda bitiverdi. Şaşırdım. Baktım kaldım. Hareket edemedim. Şaşkınlığımı bile ifade edemedim. Daha çok Edvard Munch'un Çığlık tablosu gibi göründüğümden eminim. Şaşkınlığın arkasındaki korku kemiklerimi sızlatmıştı. Burada olmaması gerekiyordu. Yabancı maddeydi. Çember onu kusacaktı. Ya da sindirecekti. Ama olmadı. Çat dedi. Çıt etti. Çatır çutur çıtır... Çember kırıldı.
Bugün güneşi tekrar gören biri olarak yazıyorum. Ben güneşten korkarım, en azından korkardım. Yakıcılığından nefret ederdim. Yakmayabileceğini, tam tersine sıcaklığının özlenebileceğini öğrendim. Güneşin de bazen yardıma ihtiyacı olabileceğini anladım. Korkarak tuttuğum elin zamanla destekçisi bile oldum.
Bugün güneşin elinden tutan biri olarak yazıyorum. Güneş gibi insanlar var bu umutsuzluk çukurunda. Onların elini bırakmayın. Bahar onlar için fazla mesai demek. Çiçeğe, böceğe dalıp unutmayın.
Karanlıktaydım. Buraları da ötelerde bırakmıştım. Tekdüze bir hayatın çemberine dönüp duran bilyeydim. Cam bir bilye. Kırılmaya çok müsait, çatlaklı, belki de kırılmak için çabalayan, kırılmak isteyen.
Önce tekdüzeliğim bozulur gibi oldu. Hafif sarsıntılar hissettim. Başımı kaldırıp baksam da çok durmadım üzerinde. O da durmazdı zaten. Bu çembere adım atılacak kadar değerli değildim. O kadar uzun zamandır oradaydım ki artık çemberin bir parçasıydım. Görünmezdim. Eriyip gitmiştim.
Tekdüzeliğimi bozmaya çalışan geri çekilmişti. Bir süre görmedim onu. Sonra yanımda bitiverdi. Şaşırdım. Baktım kaldım. Hareket edemedim. Şaşkınlığımı bile ifade edemedim. Daha çok Edvard Munch'un Çığlık tablosu gibi göründüğümden eminim. Şaşkınlığın arkasındaki korku kemiklerimi sızlatmıştı. Burada olmaması gerekiyordu. Yabancı maddeydi. Çember onu kusacaktı. Ya da sindirecekti. Ama olmadı. Çat dedi. Çıt etti. Çatır çutur çıtır... Çember kırıldı.
Bugün güneşi tekrar gören biri olarak yazıyorum. Ben güneşten korkarım, en azından korkardım. Yakıcılığından nefret ederdim. Yakmayabileceğini, tam tersine sıcaklığının özlenebileceğini öğrendim. Güneşin de bazen yardıma ihtiyacı olabileceğini anladım. Korkarak tuttuğum elin zamanla destekçisi bile oldum.
Bugün güneşin elinden tutan biri olarak yazıyorum. Güneş gibi insanlar var bu umutsuzluk çukurunda. Onların elini bırakmayın. Bahar onlar için fazla mesai demek. Çiçeğe, böceğe dalıp unutmayın.

Yorumlar
Yorum Gönder