Saat 4:10
Saat 4:50 ve karnım ağrıyor.
Aslında yılbaşı hindisi olarak bir yazı yazacaktım ama gerçekten içimden gelmedi. Biraz iştahsızlık var. Beni terk edip nafakasını da ödemeyen ilham perim nedeniyle biraz mali sıkıntıdayım. Üstüne haciz yedim. Bi bardak soğuk su verenim olmadı. Hani mandalinayı soyarsın da soğuk vurmuştur ya, na ona benzedim.
Saat 3:30, yukarıdaki satırları 12 Ocakta yazmışım ve başım ağrıyor. Aslında yaşayacak yerlerim ağrıyor. 2021 Ekiminde köle gibi çalıştığım, kişisel zamanımın olmadığı, bulabildiğim bir iki saati de gönlümün paşasına ayırmaya çalışıp uyuyakaldığım zamanı geride bıraktım. Bunun için yeterince geç kalmıştım zaten. Kendime bahane bulmaktan vazgeçmeye ikna olmak, çoğu gece ağlayıp hiçbir şey yapmamaktan daha zordu demek ki. Niye kendime bu eziyeti yaptığımı sorgulama, cevap verecek yerlerim tatilde. Umarım bana hediye almadan dönmezler. Şöyle radikal, portakal çiçeği kokulu bi' karar mesela.
Geçenlerde de varlığı unutulup çürüyen elma gibi somurtuk oturuyorum, sordum paşa keyfime, çalışırken "zaman, zaman" diye ağlanıp sızlanıyordun, şimdi buldun ne yapıyorsun? Tahmin edersin ki bu bir soru değil, tokattı sevgili günlük. Kendimi bıçaklama isteğime karşı gelerek, bütün enerjimi tüketti bu iş, o vakti adam gibi kullanacaksın ulen dedim vee yastıkları teklemedim. Evet, arkadaşlarımın buluşma tekliflerini reddedip inatla evde kaldığım için biraz vahşileştim, insan içine çıkınca düzelir diye umuyorum. Vahşilik problemini şimdilik görmezden gelelim, haftalık görev listemin başarı oranına bakalım.
Haftanın ilk günü çok hevesli ve enerjiktim. İkinci gün havası inen futbol topu gibiydim. İte kaka günü kapattım. Üçüncü gün artık itsem de kaksam da yemeyeceğini anlayınca izin günü yaptım. Dördüncü gün hava sisliydi, ya başlarım böyle işe deyip bıraktım. İstemeyince odaklanamıyorum. Odaklanamayınca dakikalarca boş boş bakıyor, aynı cümleyi kırk kere duymadan okuyor ya da farkında olmadan başka bir şey düşünüp geçtiğim yerleri aslında görmediğimi fark edip başa dönüyorum. O an aklımdan geçenleri merak edersen de; dinlediğim ya da okuduğum gerilim, gizem, korku öyküleri, akşama ne yemek var, ortamın ışığı az sanki, yeni kalem mi alsam, kalemliğin rengi ne güzel, bu konular en kısa ne zamana biter, hortlayıp bloğa yazı mı yazsam, Zeki Müren de bizi görecek mi? Zeki Müren bizi görür mü bilmem de ben hortladım.
Sadede gelirsek, yazdığım son yazıdan beri iki kelam yazabilmek için, ilk defa uçan bir kuş gibi çırpındım. Kuç uçtu da ben çakıldım. Başıma gelenlerin başka açıklaması olamaz. Başladığım bütün yazılar yarım kaldı. Eski işim bende psikolojik bir takım yan etkiler bıraktı, sonra o yan etkiler daha önce tedavi olduğum bir hastalığa devir yapıp gitti. Sağlık problemleri yaşadım, en çok korktuğum şeylere maruz kaldım. Tedavi olurken ilaçlar bir kez daha yan etki yaptı. Sanırım antibiyotik ve kedi alerjisine sahip olmakla beraber hala sağlık problemlerim var ama yıkılmadım, sadece yatağımı çok seviyorum sevgili günlük.
Saat 4:10, belki yine gelirim.
YanıtlaSilAh o kadar çok kendimi gördüm ki sizde. Yarın iş başı yapmaktan bu yazıyı okumak bir yandan bana iyi geldi. Ne olur yazın kuzum seviyorum sizin yazılarınızı okumayı.
Çok teşekkür ederim, bu kadar kişisel olduğu halde yine de patlaşılabilecek bir şeylerden bahsedebildiysem ne mutlu bana.
SilTam olarak bu kadar kişisel şeylerden bahsetmeliyiz. Çünkü en az onları konuşuyoruz ve bu bize hiçbir zaman iyi gelmedi.
YanıtlaSilYaşasın kişiselliğe, yaşasın kalemine. Bana da çok iyi geldi seni okumak. Daha çok buralarda buluşmak dileğiyle :)
Yaşasın kişiselliğe, yaşasın kalemimize!
SilBu dileği dinledim ve yine geldim. :)
benden başka blog yazmaya devam eden yok sanıyordum
YanıtlaSilArada sırada uğruyorum buralara :)
Sil