Karahindiba


Karahindibaları hiç sevmem. Bir nefeste dağılıp giderler. Bir nefeste dağılan şeyleri sevmem. Bir ömür canını sıkabilirler. Ve bir karahindiba olmaya çok yakınım. Belki de sadece beni dağıtacak nefesi bekliyorum.

Bir zamanlar bir küçük karahindiba varmış. Artık ömrünü tamamlamak üzereymiş. Güneşin altında mutlu bir ömür geçirmiş. Hiçbir çocuk onu koparmaya fırsat bulamadan işte bugünlere gelmiş. Ama karahindiba mutsuzmuş. Sona doğru bir şeylerin eksikliğini hissediyormuş. O da bütün karahindibalar gibi doğmuş, büyümüş ve ölecekmiş. Günlerini güneşi ve beyaz zirveleri seyre dalarak, arılarla hasbıhal ederek ve diğer karahindibalarla gülüşerek geçirmiş. Ne mutlu bir ömür değil mi? Bir karahindiba dünyadan başka ne isteyebilir ki? Her şey gerektiği gibiydi. Yine de bizim karahindiba her yeni günle ömrünün sonuna yaklaşırken huzursuzdu.

...

Her zamanki huzursuzluğuyla güne merhaba dedi. Bazen aynı günü sürekli baştan yaşıyormuş gibi hissediyordu. Bugün de güneş aynı güneş, toprak aynı topraktı. Kendisi ise biraz daha yorgundu. Arılar da artık uğramaz olmuştu. Arkadaşlarının çoğunu rüzgar baba alıp götürmüştü. Çevredeki tek karahindiba kendisiydi. Güneşe sarınıp beyaz zirveleri seyre dalmaktan başka eğlencesi yoktu. Etraf fazla huzurluydu. Yeknesak bir huzur.

Bir gün sormuştu;

“Rüzgar baba, benim ne zaman elimden tutacaksın?”

“Daha vaktin var küçüğüm. Sabret ve kaderini kucakla.”

...

Karahindiba , o gün yine aynı huzursuzluğa gözlerini açtığında hemen bir hareketlilik sezdi. Toprak ana fısıldıyordu. Bugün misafirleri vardı. Küçük karahindiba heyecanlanmıştı. Sonunda ömrünün son demlerine renk gelecekti. Daha iyi görebilmek için zarif boynunu uzattı. İleride üç insan seçti. Sanırım piknik yapıyorlardı. Buraya insanlar nadiren piknik yapmak için uğrardı. Diğer karahindibalardan duymuştu. Bugüne kadar hiç şahit olmamıştı.

Karahindiba merakla izlerken insanlardan ikisi hareketlendi. Toprak da hareketlendi. Çayırın küçük sakinleri korunmak için kaçışıyordu. İki insan karahindibaya doğru geliyordu ve onlar yaklaştıkça toprak gümbürdüyordu. Karahindiba sarsılıp dururken korkuya kapılmıştı. Daha önce insanlar kadar büyük hiçbir canlıyla karşılaşmamıştı. Korkuyla boynunu bükerken üzerine dev bir gölge düştü ve kocaman bir cisim tam yanına indi.

Karahindiba, kalbi korkuyla küt küt atarken ne olduğunu anlamaya çalışıyordu. Biraz nefeslenince cesaretlenip başını kaldırdı. İki insan devasa cüsseleriyle şimdi yanı başındaydı. Bir şeyler konuşuyorlardı ama sesleri gök gürlemesini andırıyordu. Karahindibanın ise tek duyabildiği kalbinin sesiydi. Sonra insanlardan nispeten daha küçük olanı, bakışlarını uzaklardan çekti ve başını eğdi. O zaman karahindibayla karşılaştılar.

...

Rüzgar ayağının dibindeki karahindibayı bir süre inceledi. Ece karahindibalara bayılırdı. Bunu hatırlayınca yine gözleri buğulandı. Yere eğilip bitkiye daha yakından baktı. Ani bir kararlar koparmaya karar verdi. Dağılmasın diye nazikçe ve yavaşça hareket etti. Ece bu halini görse incelik sana yakışmıyor der gülerdi. Bir süre elinde hafifçe çevirerek babasını dinlemeye devam etti. Ailesinin onun için endişelendiğini biliyordu. Buraya o yüzden gelmişlerdi yıllar sonra. Çocukken burayı çok severdi. Sık sık gelip piknik yaparlardı.

Babası susunca endişeli yüzüne bakıp “Haklısın baba,” dedi, “daha fazla böyle kalamam. Karahindibalar gibi dağılıp gitmek istemiyorum.” Gülümsedikten sonra bir nefeste karahindibayı dağıttı. Tam o sırada rüzgar onları yalayıp geçti.

Yorumlar

  1. Sonra bir bakıyorsun hayat da karahindiba oluyor; bir nefeste dağılıp gidiyor bazen..

    YanıtlaSil
  2. Çok etkileyici bir yazı olmuş..

    YanıtlaSil

Yorum Gönder