Bir Delinin Günlüğü
“Konu yok. Neyi yazıyorsun sen? Bi’ dur.”
“Bana ne yazmak istiyorum.”
“Şu çelıncın sonucunu yaz o zaman.”
“Üşeniyorum. Gece gece kim bilanço çıkaracak.”
Üşengeç bir bünyeniz varsa hiçbir işi zamanında yapmazsınız. Yemek yemeye üşenip aç gezerim. Bir eşya lazımsa yanımdan yöremden birinin geçmesini bekler “Hazır ayaktayken şunu versene.” deyip yerini tarif etmeye başlarım. Salonu sadece mutfağa gitmek için kullanırım. Kumandayı kullanmayı ise unutalı çok oldu. Genel yaptığım elimde telefon yatakta çeşitli pozisyonlara girmektir. Kronik hastalığım ise uzuv uyuşması. Bu yazıyı da gece dörtte yazdım ama üşendiğimden uyandığımda yayınlarım. :D
Geçenlerde kişilik problemim olduğunu düşünüyordum. Sanırım sadece dengesizim. Durup dururken ruh halimin değişmesi çok yorucu. Hele de ters bir ruh haline girdiysem işler daha can sıkıcı oluyor. Çünkü yanımdaki insan bile değiştiğini anlamıyor. Neyse ki henüz kimseyi kırıp dökmedim.
Bazen de ben kimim diye sorduğum oluyor. Bu soruya önceden cevap verebilirdim ama şu anda ne desem şüphe ederim. Bu sene tanıştığım ve sonradan çok samimi olduğum bir arkadaşım bana ilk başta beni sevmediğini söyledi. Sonra söylediklerimin arkasındaki beni görmüş. Meğer olmadığım biri gibi davranmaya çalışıyormuşum. İyi ki görmüş yoksa onu tanımaktan mahrum kalacaktım. Buradan neysen o gibi görünmenin önemini anlıyoruz. Zira herkes sizi sevmek zorunda değil. Çabalarınız şekil A’da görüldüğü gibi ters tepebilir.
Onunla ilk tanıştığımızda tekrar psikiyatriste gitmeyi reddediyordum. Sonuç yine gittim ama ilaçlar falan fasa fiso. İnsanın ilacı kendisi. Kimlik karmaşamı ise hala yaşıyorum ama artık pek umursamıyorum. Düşündükçe kim olduğumu bulacak değilim. Yabancı birini tanımakla kendini tanımak aynı şey değil. Kendi labirentimden kuş bakışı bakamıyorum. Önümde uzun yıllar olduğunu düşünüyorum (bir daha uyanamayıp bu yazıyı yayınlayamazsam gülme fırsatım olur mu acaba). Labirentimin her köşesini gördükten sonra elbet emin bir şekilde ben şuyum diyebileceğim (ya da hiç diyemeyeceğim). Ama şu an sadece üşengeç ve basit biri olduğumu söyleyebilirim. :D

Üşengeç olmayanlar bize de tarifini vermeli :')
YanıtlaSilBi süre psikiyatriste gittikten sonra verilen ilaçların anlamsız olduğunu düşünmeye başladım .Bir şeyi düzeltirken başka bir şeyi bozabiliyorlar sonuçta.Kendi kendimizi çözmek gerek ,dediğin gibi insanın ilacı kendisi.Kendimizi keşfetmek için zaman gerekli sanırım :')
O ilaçlar gerçekten bir tarafı düzeltirken başka tarafı bozuyor. Sonuçta sorunlar kedinin oynadığı ip yumağı gibi oluyor. Ve kendini tanımak zorlu bir süreçtir. Bir labirenti keşfetmek için sabır gerekir. Sana bu süreçte başarılar diliyorum. ^^
SilÜşengeçlik hepimizde var, hele ki bu sıcakta güneşe kafa atıyorken! :D
YanıtlaSilAslında ülke genelinde psikiyatriste çok ihtiyaç duyulduğunu savunuyorum ancak iş artık ticari bir kimlik kazanmış, para öne geçmiş. İnsan bünyesi ilaçları bir yere kadar kabul ediyor doğrusu.
Ben de kendimi sık sık sorguluyorum, bazı dönemler karmaşa yaşadığım çok oluyor ama kendime günün sonunda sorduğum tek şey 'için rahat mı, huzurlu musun?' oluyor.. ;)
Ne yorum yapasım varmış be Fri! :D
O sıcak ki ne sıcak! Ankara kışın dondurur. Yazın kavurur. :D Ben de savunduğun düşünceyi savunuyorum ama dediğin gibi işin ticarileşmesi nedeniyle insanlar sadece ilaç bağımlısı oluyor. İlacın yokluğunda ise krizlere bile giriyorlar.
SilSorduğun soruya memnun kalacağın bir cevap veriyorsan ne ala. ^^ Yorumun için teşekkür ederim ayrıca. İstediğin kadar yazabilirsin. Bu alan sizin. :D
" İnsanın ilacı kendisi. Kimlik karmaşamı ise hala yaşıyorum ama artık pek umursamıyorum. Düşündükçe kim olduğumu bulacak değilim. Yabancı birini tanımakla kendini tanımak aynı şey değil. "
YanıtlaSilBu cümleler benimde desteklediğim ve tıpkı bu şekilde düşündüğüm konular. Açıkçası üşenmemenin tek çaresi iyi bir amacının olmasıdır bana kalırsa. Yani o kumandayı kullanmak için bile kendine göre çok iyi bir sebebin olmalı. Sevdiğin diziyi izlemekten tut, gündemi önemsediğin için haberleri seyretmeye kadar her şey olabilir. O yüzden kişinin kendini önemsemesi de kendi için yaptığı şeylerde üşengeç olmamayı gerektirebilir. Mesela bu yazıyı yazdığın ve yayınladığın gibi :) Demek senin de üşengeç olmadığın ya da görece daha az üşendiğin şeyler var ve bunlar da senin için önemli olan şeylerdir muhakkak. O yüzden üşengeç değil de, yapmayı daha az sevdiğim şeyler var diyebilirsin. :) Laf cambazlığı da olabilir bunun adı ama sen yine de öyle düşün, öyle inandır kendini :)
Laf cambazlığını pek beceremiyorum ya. ^^' Daha az üşendiğim şeyler var gerçekten ama bir şeyi çok isteyip üşendiğim ve sürekli ertelediğim de olmuyor değil. Hazırcı olmamın da etkisi var bunda sanırım. Yine de haklısın. Yapmak istemediğim bir şeyin içinden üşendim deyip çıkıyorum. Üşenmek benim zırhım. :D
Sil"Kendi labirentimden kuş bakışı bakamıyorum."
YanıtlaSilİşte bu cümle, içinde bulunulan siyahı özetlemeye yeter. Öylesine karmaşık; uçmak, öylesine zor.
Kaleminize sağlık, efendim!
Teşekkür ederim yorumunuz için. Üzgünüm, geç döndüm. ^^'
SilEstağfurullah, efendim, teşekkürler benden :)
Sil